Çağrı Pala

Çağrı Pala

RUSYA TÜRK ASİMİLASYONU TÜRK SOYKIRIMI

19 Ocak 2014 - 20:29 - Güncelleme: 19 Ocak 2014 - 20:37

1502 yılında Timurun ALTINORDA devletine son vermesinden sonra egemenlik altında olan Moskova kenezliği büyük bir nefes alarak büyüme aşaması gösterdi . ve OSMANLI ATAMIZIN ŞAHSINDAN çekinmesindendirki 17 yz KADAR ADINDAN BAHİS AÇILMAZ .. ANADOLU üzerinde voğazlar ve sıcak deniz olan rus siyaseti kafkaslar ve ortaasya TÜRKİ devletler üzerinde kültürü yok et projesine dönüşünce zulüm baş gösterdi .. 

KOMİNİST RUSYA DÖNEMİNDE TÜRK SÜRGÜNLERİ ÖLÜM KAMPLARI 

Sovyetler döneminde devreye konulan ölüm kampları konusunun Türkler bağlamında ele alınışının nedeni bu konunun, zamanında birçok kişinin canını yakmış olmasına karşın eskiden olduğu gibi günümüzde de ele pek alınmadığından kaynaklanmaktadı r. Bu konunun Türkiye'deki en önemli araştırmacılarının başında ulu Türk bilginlerinden Necip Hablemitoğlu (1954-2002)'nun adı gelmektedir. Hablemitoğlu tarafından (Yeni Hayat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Av. Hanifi Altaş'ın (2004: 7-10) verdiği bilgiye göre henüz 19 yaşındayken kaleme alınan) neredeyse bir tez kadar düzenli bir biçimde hazırlanan "Sovyet Rusya'da Devlet Terörü" adlı çalışması bu bağlamda son derece titiz bir araştırmanın sonucu elde edilen bilgi hazinesi olması nedeniyle bir baş kaynak olarak gösterilebilir. Bunun yanı sıra, zamanında bu korkunç kıyım makinesinin dişlilerine düşen insanların hatıratları da bu konuda ışık tutucu olmaktadır. Özellikle Türk halklarının içerisinde eski adıyla Rusya Türkleri - ki bu ad eskiden; Rusya, Orta Asya ve Kafkasya Türklerini kapsamaktaydı - ile Anadolu Türkleri açısından yukarıda anılan konunun tarihin tozlanmış raflarına konulup unutulmasına izin vermeyip belleklerde saklanmasına yönelik işlenmesinde büyük bir yarar vardır. Çünkü, dünü bilmemek ya da unutmak gelecekte aynı gelişmelerle yüz yüze gelme olasılığını ortadan kaldırmaz. Oysa ki, geçmiş bilgisi gelecekte benzer durumların ortaya çıkmaması için ya za benzer durumların ortaya çıktığında gerekli önlemlerin çok daha etkili alınmasına yarayabilir. Bunun yanı sıra geçmişteki acı sayfaları bilmek, kanı ve zihni itibariyle kendini Türk hisseden, kabul eden ve en önemlisi de Türk olan bütün Türklerin en önemli görevlerindendir.


Burada ek bilgi olarak Sovyet Rusya'da insanların Komünistler tarafından SSCB'nin içerisinde köle, daha doğrusu evcil hayvan gibi ölümüne sömürüldüğü ölüm kampları düzeni konusundaki gerçeklerin, dünya çapında tanınan Rus yazar Aleksandr Soljenitsın'ın "Arhipelag GULAG" ( GULAG * Takımadaları ) adlı kitabından bütün çıplaklığıyla öğrenilebileceğini belirtmek gerekir (Altaş 2004: 7-11). Soljenitsin' den çok önce, sözde eşit ve hür yaşanacağı kardeş bir dünya kurma iddiasıyla ülke yönetimini ele alan Rusya Komünist Partisi tarafından uygulanan kıyım sistemi konusunda bir çalışma yürütüp 1938'de yayımlayan ve bu yüzden İspanya'nın Katalonya bölgesi başkenti Barcelona şehrinde Sovyet ajanlarınca öldürülen Mark Rhein'in adının da burada anılması lazım (Habemitoğlu 1973: 11-14). Burada, önce Sibirya'da Yenisey Nehrinin orta havzasında bulunan Krasnoyarsk (Hakas Türkçesinde Hızıl Çar, yani, Kızıl Yar/Kıyı - TBD), ardından da Kazakistan'daki Semipalatinsk (Kazak Türkçesinde Semey - TBD)'taki esir kamplarında 1915'ten 1920'ye dek altı yıl süren esirlik hayatıyla ilgili anılarını paylaşan ve Sibirya ile Orta Asya bölgelerinde bulunan esir kampları konusunda oldukça ayrıntılı bilgiler veren Tuğgeneral Ziya Yergök'ün (Önal 2005: 5-10) adının da anılması gerek. Z. Yergök'ün yaşadıkları aslında Anadolu'dan bile Türklerin Sibirya'nın derinliklerine kadar sürüldüğünü ve oralarda esir hayatı sürdürdüklerini en iyi biçimde anlatmaktadır. Ayrıca, bu Komünist sistemin suçsuz kurbanlarının ad olarak tespit edilmesine yönelik olarak devlet arşivlerde bütün Rusya çapında çalışmalar, bu doğrultudaki bütün bilgileriyle kitle iletişim araçları ve internet aracılığıyla kamuoyuyla paylaşan "Memorial" adlı sivil toplum kuruluşu tarafından yürütülmektedir.


Yukarıda sayılan nedenlerden ötürü Sovyet Birliğinin tarihinde yer alan acı olayları tanımak Sovyetler döneminde ulaşılan başarılarının karşılığında ödenen insan hayatı türünden bedelin ne denli ağır ve korkunç olduğunu idrak edebilmenin yolunda olmazsa olmazlardandı r. Bunlar bilindikçe Sovyetlerdeki sanayi ve alt yapı alanındaki "sözde mucizelerin" altında yatan sistemin de bilinmesi ve farkında olunması kaçınılmazdır. Aksi halde, komünist ya da sosyalist görüşlü insanlar o sözde mucizeleri överken, bunların bedelinin ne olduğu konusunda bir fikir sahibi olmadan söylev sahibi kimseler oldukları veya olacakları tartışılmaz bir biçimde açıktır. Bu doğruları yansız bir biçimde araştırıp çözümledikten sonra cesurca açıklayan ve Türk okurlarını Sovyet Komünist Rusya'nın pek bilinmeyen ve gizli tutulması için propaganda bağlamında olağanüstü bir biçimde gayret ve mali kaynağın sarf edildiği karanlık yüzüne doğru gerçekçi bir yolculuğa çıkaran Dr. Hablemitoğlu insanlığa ve genç Türk kuşaklarına çok büyük hizmet götürmüştür. 

Yukarıda sözü edilen korkunç sistemin adı da Necip Hablemitoğlu'nun çok doğru tabiriyle "ölüm kampları" idi. Bu sistemden yüzlerce, binlerce, yüz binlerce ve hatta milyonlarca değil, on milyonlarca insan geçmiştir. Bu insanların içerisinde çok sayıda Türk yer alarak Sovyetlerdeki Komünist ölüm makinesinin zulmüne maruz kalmıştır. Ölüm kamplarına dayalı Sovyet ekonomisi ve bu düzeninin her türlü yoldan sürmesini sağlamaya çalışan Sovyet Birliği Komünist Partisi münhasır bir biçiminde yönetimi elinde bulunduran rejimde (Hablemitoğlu 2004: 17) yaşanan bu yıkım ve soykırım Rusya Türklerini ve Rusya topraklarına tutsak olarak düşen Anadolu Türklerinin hayatlarına bir ateş olarak düşmüş ve yakmıştır.

Bu ölüm-kalım cehenneminden geçip hayatta kalabilen Türklerin maruz kaldıkları insanlık dışı zulümleri anlatmaları, bu konuda araştırma yapanların gizli kalmış ya da geniş kitlelere ulaştırılamamış bilgileri su yüzüne çıkarmaları Türk tarihinin geçmişteki gerçeklerle yüzleşebilmesi bakımından çok büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak bu bilgiler doğrultusunda günümüzdeki Türk dünyası gençliği ataları ve atalarının yaşamak durumunda olduğu sistemle ilgili bütün gerçekleri öğrenebilmekte, öğrenebilmelidir.

Yine bu bilgiler doğrultusunda, ülkeyi ve bu ülkenin içinde yaşayan halkları ölüm kampları ağıyla sarmalamış bulunan Sovyet Komünizminin bir antitezi olan Çarlık Rusya'dakine benzer bir biçimde "halkların sürgün yeri" olarak kullandığı Sibirya bölgesinde yer alan ölüm kamplarıyla, buralara düşen Türklerin anıları bağlamında, öğrenebileceğimiz ve öğrenmemiz gereken çok şeyin olduğu inancındayım.

Özelde Sibirya ve Genelde Rusya'daki Ölüm Kamplarıyla Hapishanelerin Kısa Tarihçesi
Sovyetler coğrafyasının iklim açısından en sert, yüzölçümü bakımından en geniş ve nüfus yoğunluğu yönünden en düşük orana sahip bir bölgesi olan Sibirya'da dönemin rejimince çok sayıda hapishane ve kampın kurulmuş olması aslında çok da şaşılacak bir durum değildir. Neden mi? Çünkü az önce sayılan bütün etkenlerin, sözde enternasyonalizm fikrini her fırsatta hem ulusal hem de dünya düzleminde savunmasına karşın resmi dili Rusça olan (ve çeşitli etnisitelere mensup insanların Çarlık tarihi dahil olmak üzere "Ata yurdu tarihi" adı altında büyük oranda Rus tarihinden ibaret bulunan resmi bir tarih okumak zorunda olduğu) Sovyet devletin hapishaneler ağının ağırlığının Sibirya'ya doğru kaydırılmasına yol açan kararların alınmasında etkili olduğu söylenebilir.

Son Yazılar